.
04/09/07 – Çarşamba
Ne tuhaf; bir zamanlar kitaplardan okuduğumuz ve yeri geldikçe küçüklere nasihat ettiğimiz kimi gerçekleri meğer hiç yaşamamış yalnız anlatmışız. İnsan her okuduğunu yaşayamaz ve kimi zaman faydalı olabilme ümidiyle yaşamadığı şeyleri anlatmak zorunda kalabilir, ancak anlattığı bazı şeyleri hissettiğini zannederek sürdürmesi tefekkür yoksulluğu ile açıklanır herhalde. Asra mührünü vuran dimağın, “Rahat zahmette, zahmet dahi rahattır.” Sözü üzerinden bilmem kaç defa geçmişimdir. Keşke geçerken üzerinde biraz durarak zahmetin kıymetini daha iyi idrak etseydim.
.
Buralarda, yirmi dört saatlik günlere koyarsın almaz meşguliyetlerden azade rahatzede olduk. Hakikaten yalnız bir işle uğraşmayı talep etme aman ne yorucu, ruhu sıkan zahmetli bir halmiş. Bir büyüğümüz “bir işin en iyi şekilde yapılmasını istiyorsanız, aranızdaki en yoğun insana verin” derken de çok enteresan bir güzelliği fark etmemize kapı aralıyor. Yoğunluktan şikâyet etmedik hafızamız bizi yanılmıyorsa. Fakat ağızdan çıkan her sözün icabet vaktine denk gelme olasılığını dikkate alma, bize takdir edilen işleri mükemmel şekilde sürdürme ve sonuçlandırma hususunda azami gayret göstererek fiili şükür içinde olmada da fayda var. Bu nasihati dinleyecek bir gönül olmasa da şimdilerde yanımızda, olsaydı paylaşırdık niyetimiz dua yerine geçsin temennisi ile noktalayalım.
E yanınızdayız ya,

)
biz istifade ediyoruz Kemal abi
bende zamanı bir balona benzetiyorum içine havayı doldurdukça genişler, zamanda sanırım balon gibi boş bırakmaya gelmiyor. Malumunuz fizik boşluk kabul etmez
gecenin dört. yirmisinde bu kadar yazılıyo
kusur ettiysek affola
Yorum�Yorumlar yazan: serefraz — Temmuz 29, 2007 @ 1:22 am