.
[ Kemal Sadık - TX,USA ]
.
Neden hep taze hüzün kokar sözlerim ve hakkım mıdır kelimelere dokunup bana ulaşmak isteyenlerin gönüllerine sonbahar yaşatmam… Bu ve sair düşüncelerin muhasebesi uçuşur oldu günlerdir zihnimde. Vardığım sonucu kayıt düşeyim de benzer düşünceler tekrar aklıma geldiğinde bıraktığım ve üzerine ilaveler yapabileceğim bir kanaatim olsun.
.
Kendimi tanıdığım kadarıyla duygusal potansiyeli baskın bir kişiliğim var. Yaşadığım konum ve durum her ne olursa olsun, ruha ait metebolizmam fıtraten çatlağını bulmuş su gibi benim duygusal bir yataktan akmamı sağlıyor. Oluşan bu enerjiyi yok etmek tabiyatıyla mümkün değil, yalnız hayra kanalize etme iradesi bizim tasarrufumuzda. O’da bu enerjisini kağıda dökerek rahatlıyor. İrade ile olan imtihanımda da bu potansiyeli kendi haline bıraktığım zaman, birilerine alınmak için ve tabii her fırsatta havadan nem kapmak için kendine bahaneler arıyor, yaptıkları basitte olsa tüm güzellilerinin başkaları tarafından fark edilmesini ve bu güzellilerin takdir edlmesini istiyor. Çevresindeki insanları zaman zaman gereğinden fazla düşünerek onların iradelerinin yerine geçtiğini yada onları bunalttığını fark edemeyebiliyor, dahası sıradan ve sade bir yaşam adeta onun ruhunu diri diri toprağa gömen bir zemine vesile oluyor.
.
İşte bu ve sair handikapların en az yaşanması, bu duygusal zatın enerjisini kontrol etmesini zorunlu kılıyor. Gurbet yıllarının güzel bir hediyesi olarak yazmayı keşfetmiş ve bu yoğunluğunu yazarak kelimelerele buluşturarak rahatlıyor. Bir vesileyle bu yazılanları okumak kendilerine nasip olan ehl-i himmet dostlar da telaşa sevk ederek üzüyor. Halbuki bilseler kelimelerin herbiri ruhun halini dindiren tiryaklar, vazifesi biten arşivde yerini alıyor ve hatıralar dosyasında bekletiliyorlar.
Ez cümle halimiz şükrümüzü eda etme fevkimizin ötesinde iyi çok şükür.

selamlar
)
itiraf ediyorum ki ilk defa şu ikilemde kaldım; fotoğraftan mı bahsetsem yoksa yazıdan mı çünkü ikiside birbiriyle yarışıyor.
Gönlünüze yüreğinize sağlık, aslında bahsetmiştim bu tarz yazılara karşı olan hissiyatımı ve bir şey yazmaktan imtina ettiğimi, ancak dönüp dönüp yeniden okuduğumu.
Sanırım bu yazıda onlardan biri olacak;
burayı daha kendimize çok yol edinicez.
hadi bitsin artık şu dersler
Yorum�Yorumlar yazan: serefraz — Temmuz 20, 2007 @ 10:34 am
elhamdulillah…
Yorum�Yorumlar yazan: Hatice — Temmuz 20, 2007 @ 10:40 am
Yazabilmek büyük nimet…
yazı da konuşuyor ama dil gibi değil..dil aklına geleni söyeme bedbahtlığından dolayı çok yanlışlar yapıyor..ah bu dil !!
bana benden olur her ne olursa
başım rahat olur, dilim durursa..
İçimdekileri ifade için,yazabilmeyi çok isterdim.Yazı iyi bi konuşma dili gerçekten..Ama Allah c.c. vermemiş öyle güzel bi meziyet.”Vermeyince Mabud,neylesin Sultan Mahmut”…O yüzden sizlere gıpta ediyorum..ama yazılanların okunması lazım değil mi;) okumayı ve düşünmeyi seven birisi olarak ben burdayım.
Yorum�Yorumlar yazan: seyyahca — Temmuz 21, 2007 @ 7:42 am
Duygularımı, hislerimi kelimelerle yazıya dökebilmeyi çok isterdim. Malesef, bu konuda sizin kadar yetenekli değilim. Her ne kadar beceremesem de yine de yazmak beni rahatlatıyor.
Yazmaya devam et abi…
Yorum�Yorumlar yazan: saliha — Temmuz 21, 2007 @ 8:33 am
Selamun Aleyküm Kemal;
Gurbeti liseden bilirim. Şehir dışında iki sene okudum. Tabi yurtdışı ayrı bir olay. Duygusallık bende de var fakat ehilleştireli çok oldu. En azından uzun süredir bende dışarı çıkan şey çok az. Ve kelimeler
Yazarken, okurken biraz duygusal olmalı zaten insan. Yazı akıp gitmeli duygular gibi
Gönlüne sağlık Kemal. Allah gurbet yükünü hafifletsin.
Allah’a emanet ol…
Yorum�Yorumlar yazan: dogu — Temmuz 22, 2007 @ 8:11 am
Ayşegül’e,
Zatı alilerinize yeniden merhaba. Yahu bende merak ediyordum acaba dostlar arasında fotografa en ilgili dost Ayşegül ne zaman fotoğraflarımla ilgili görüş bildirecek diye. Her yayınladığım fotoğrafı ciddi bir imtina ile seçmeye çalışıyorum fakat blog formatı ne yazık ki fotografları gerçek boyutlarında yayınlama izin vermediği için yeterince öne çıkmıyor. Şimdi belkide içinden gülüyorsundur, yazısında takdir edilme nefsi hastalığından bahsetmiş, şimdi neler söylüyor diye ama ne edersin ki isanız işte. Ne demişler “marifet iltifata tabidir” . Yani Ayşegül’den başka fotoğraf konusunda başka blog sahibi dostumuzda olmayınca nazımız ona.
Gerek fotografla ilgili gerekse yazı ile ilgili iltifat kabul ettiğim yorumların için teşekkür ediyoruz. Siz ziyaret ettikçe ve tabi Sahibi izin verdikçe bu kervan yola devam edecek inşallah. Bu arada senin muhtemelen merak ettiğin bir konu daha var “neden insanlar mahrem diye bildiğimiz günlüklerini yayınlar” , onunla ilgili de inşallah en kısa zamanda derli toplu birşeyler yazmaya çalışıcaz inşallah.
Selametle dost, hep huzurlu olsun gönlün…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 23, 2007 @ 2:22 am
Hatice’ye,
Yazıyı okuyunca derin bir oh çekeceğine dair bir tahminim vardı, tutturmuşum
Bu denli koyu bir duygusallığın anlamı ne? evet bu soruyu bende kendime çok soruyorum, cevabının bir kısmını ifade etmeye çalıştım ama daha makro bir neden daha var ki bunu blog üzerinde anlatmak zor. Hepinizin bir miktar bilgi sahibi olduğu karakterler üzerine bir dönem ciddi yoğunlaştığımda kendimi çok daha makul bir seviyede tanıma fırsatı buldum. İnsanın Allah’a giden yolda en kestirme yolun kendisini tanıması ile müümkün olacağına katiyetle inanıyorum. Malum sözde de ifade edildiği gibi, “kendini bilen Rabbini bilir”. Allah bu meşakkatli yolculukta hepimize yol göstersin ve bizlere enis olsun inşallah.
Muhabbetle dost, hep itminanla dolsun gönlün…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 23, 2007 @ 2:30 am
Seyyahça’ya,
Muhterem dost blog ismi dışında kulandığın bir ismin var da ben bilmiyorsam, bilmek isterim. Ayrıca bir vesileyle ifade etmeyi düşünüyordum, blog resmin harika, bana küçük yaramaz yeğenim Fatmanur’u hatırlatıyor ve her gördüğümde muhabbet duyuyorum.
Aslında ben yeni bir yazı müptelası sayılırım. Yıllarca bu konuda benden ümidi olan dostlarımı korkak (mükemmelliyetçilikten kaynaklanan) tutumumdan dolayı üzdüm. Fakat gurbet yalnızlığı bana başka çıkar yol bırakmadı. Yalnız sana bir sır vereyim, bu blog mesaisine başladığımdan beri istediğim ölçüde yazamaz oldum, çünkü yazma enerjimi fazlasıyla burada harcıyorum. Hayırlısı olsun inşallah.
Serefraz’da bahsettiğimden dolayı tekrar olacak ama konuya uygun. İlk ciddi yazımı yazdığımda uzun zaman edebiyat hocamdan eleştiri yazısı beklemiş ve cevabını almadığım için tekrar yazamamıştım. Kendisi bana “sen eleştirilmeyi beklemeden ve düşünmeden yalnız yaz, yaz ki ileride eleştirilecek onlarca yazın biriksin” demiştim. O gün bu gündür kaygılarımdan büyük oranda sıyrıldım ve sadece yazıyorum, sana da bir dost olarak tavsiye ederim.
Her zaman bizlere onur ve mutluluk veren ziyaretlerini bekleriz.
Hayırlarla dost, hep ümit solusun gönlün…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 23, 2007 @ 2:48 am
Saliha’ya,
İltifaların bana bir daha ki yazıya kadar yeter ama bir sonraki yazı için tekrar senin latif sözlerine ihtiyacımız olur. Yetenekte neymiş efendim, benimkisi sade bir gönül sızıntısı, o senin nazarının güzelliği, teşekkür ederiz.
Yazmanın rahatlattığı kişilerden biride hiç kuşkusuz benim ve sizin sıcak dostluğunuz sürdükçe ve Allah müsade ederse devam edicem inşallah.
Güzelliklerle dost, her daim gül kokusu saçsın gönlün…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 23, 2007 @ 3:24 am
Aleyküm Selam Kardeş,
Senin “Akademi”yi ziyaret etmenin bende ayrı bir anlamı var. Yangın Yeri’nde bahsettiğin kadarıyla yazma işleri epey mesaini alıyor gibi anlaşılıyor. Vakit ayırıp ziyaret ettiğin ve yorum yazdığın için teşekkür ederiz. Şu duygularını ehilleştirme konusunu da seninle acilen konuşalım, gerekirse bir bilet gönderelim de ziyaretimize gel, yüzyüze konuşalım
Dualarına binler aminle mukabele.
Hep O’nunla dost, ilhamlara açık olsun gönlün…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 23, 2007 @ 3:31 am
Selamun Aleyküm Kemal;
Bir ara olan yoğunluk bitti
Yaz okulunda ders açtırmaktı falandı filandı. Kitap özetlerini bilgisayara geçirmek uzun sürüyor yoksa genelde aylağım.
Kemal bende sana benim bloguma ayırdığın vakitler için teşekkür ederim.
Duyguları ehilleştirmek demişken yorumlarda bayağı bir değinmişsin zaten. “Kendini bilen O’nu bilir.” Her viraj nasıl sadece belli bir en yüksek hızla alınabiliyorsa her köşede duyguların maksimum yoğunluğunu ayarlamak lazım köşenin durumuna göre
Sonra arzular şelale olup şarampolden aşağı akar gider de yolcu yolsuz kalır. Bu aralar ettiğim en beylik laflar oldu bunlar
Allah’ım gönlümüzü genişlet, aklımızı salim kıl ve senin sınırlarını aşmaktan bizi koru. Amin.
Allah’a emanet olun…
Yorum�Yorumlar yazan: dogu — Temmuz 23, 2007 @ 8:11 am
Unutmadan sana abi diyorlar büyük ihtimalle benimde abi demem gerekiyor
Yaş kaç
Yorum�Yorumlar yazan: dogu — Temmuz 23, 2007 @ 8:14 am
abi furyasını ben başlattım galiba.
tamamen his meselesi. kemal abi’den yasca buyuk oldugu halde ismiyle hitap ettiklerim de var. hos yasını da bilmem ya kemal abi’nin
kemal abi,
ya evet iyi bir oh cektim dogrusu
bir de bu karakterler hakkında son zamanlarda sıkca bahsettin. bu konuda detaylı bilgilendirme isiyorum musait en kısa zamanda. ilgimi cekiyor benim de. eminim diger akademi dostlarının da oyledir.
selam ile..
Yorum�Yorumlar yazan: Hatice — Temmuz 23, 2007 @ 1:57 pm
Hakkınızı helal etmenizi ümit ediyorum.Yazılarınızı uzun bir süredir takip edemiyorum ve sanırım bir süre daha takip edemeyeceğim.Tekrar görüşmek ümidiyle.Rabb’im yar ve yardımcınız olsun.Muhabbetle.
Yorum�Yorumlar yazan: Suskun — Temmuz 23, 2007 @ 2:59 pm
Aleyküm selam Doğu,
Ben sana isminle hitap etmek yerine Doğu demeyi tercih ediyorum eğer senin için bir mahsuru yoksa. Bu kitap özetleri çalışmalarında sana gıpta ediyorum. Benim bütün özet notlarım ve kitaplığım Türkiye’de kaldığı ve artık ağırlıklı İngilizce okumak zorunda olduğum için hevesimi erteliyorum. Sen okumalarını aynı düzende devam ettirirsen değil yalnız beylik laflar söylemek, başkalarının özetini çıkardığı ve marifet ufuklarına yolculuğa çıktığı kitaplar yazarsın inşallah.
Yaş ve hitap konusunda hiçbir şekilde kendime dair bir tercihim ve talebim yok, arzu ettiğiniz şekilde hitap edebilirsiniz. Ama yaşımı sormakla beni çok zor durumda bıraktın. Yaşımız büyük zannedildiğinden bir karizmamız vardı ama artık gelen iki not üzerine yazmazsak ayıp etmiş oluruz. Üniversiteyi bitireli iki yıl oldu dersem herhalde yirmi beşinci yaşımı sürdüğümü tahmin edersiniz. Üniversite yıllarında oynadığımız abicilik oyununa ara vermişken sağ olsun Hatice tekrar eski günleri bizlere hatırlattı.
Selametle dost, sizin gibi ufku aşkın dostların sayısının artması duasıyla…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 23, 2007 @ 11:59 pm
Hatice’ye,
Evet galiba Amerika’da ara verdiğim abilik mesleğinde seninle birlikte tekrar mesaiye başladım. Sizin yaşlarınızı seçim sürecinde bıraktığınız notlardan öğrendik, 20-21 olduğunu hatırlıyorum. O yüzden rahat ettiğin hitap tercihin ne olursa olsun beni memnun eder. Ayrıca yeri gelmişken ifade etmek istiyorum, bu yaşınıza rağmen şuur düzeyinizi imrenerek izliyorum ve aileleriniz hakkında çok müsbet bir referans olarak değerlendiriyorum.
Karekterler hakkında da inşallah sizlerin istifade edeceğini düşündüğüm dosyalar var fakat ne yazık ki bu blog formatı yazıların okunması için bana hiç kullanışlı gelmiyor, bu meseleye kısa zamanda bir çözüm bulup yayınlıcam inşallah. Bu alanda gerek arge gerekse seminer verme düzeyinde çalıştım ve insanın kendini tanımasının kemalatına çok derin tesirleri olduğunu düşünüyorum. As soon as possible…
Hayırlı yolculuklar kardeş ( yada ben sana nasıl hitap etmeliyim acaba
Allah en güzel şekide ziyaretlerinden istifade etmeni nasip etsin.
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 24, 2007 @ 12:13 am
Suskun’a,
Selamlar dost, bizlerde seni merak eder olmuştuk. Ziyaret edebileceğimiz bir adresinde olmayınca gidişini anlamlandıramamıştık. Muhtemelen seçim sonrası bir tatil arasındasın, bereketli geçsin günlerin. Ayrıca yazı formatları konusunda yardımlarını bekliyorum, sözünü unutmadık.
Allah’a emanet, kal hayırlarla…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 24, 2007 @ 12:16 am
Selamun Aleyküm Kemal;
Kusura bakma aslında bu itap konularında genelde rahatımdır (bazen takıntılı oluyorum). Fakat bu rahatlığın yanında kararsız kalıyrum bazen. bu durumda en iyisi sormak oluyor. Yaşı ya da nasıl hitap edilmesinin istendiğini
Bu durumda yaşıtız diyebilirim. Bende 83 doğumluyum
İnternette görsemde kitap özetleri ya da benim gibi alıntılarını yazanlar yine de az. Sende kavuşursun notlarına bir an önce inşallah
Kitap yazmak zor iş. Bak daha makale yazmaya bil elim gitmiyor. ama 2-3 aya kalmaz gider
Allah’a emanet olun…
Yorum�Yorumlar yazan: dogu — Temmuz 24, 2007 @ 2:42 pm
Bu arada Hatice bende başlatmış olabilirdim “Abi” furyasını
Aga (Edirneden kaldı
), Abi derim samimiysem yaşına bakmadan karşımdakine. Hatta demişimdir bile burada belki
Yorum�Yorumlar yazan: dogu — Temmuz 24, 2007 @ 2:46 pm
selamlar
sakın bir daha bana abla deme
latife bir yana aynı yaşlardaymışız yaw bende kendimi epey yaşlı hissediyordum.
demek benim gibi yaşlılarda buralara takılıyor
Yorum�Yorumlar yazan: serefraz — Temmuz 24, 2007 @ 5:38 pm
Anlaşılan en küçüğünüz benim:P Abileriiiimm, ablalarııııımmm
Yorum�Yorumlar yazan: saliha — Temmuz 24, 2007 @ 7:18 pm
Selamlar Muhterem Dostlar,
“Akademi Sohbetleri” iyice keyifli bir hal aldı, yoksa anlaştınızda hüznümüzü mü dağıtmaya çalışıyorsunuz. Boşuna uğraşmayın kaynağı bende
Büyükelçilikteki resmi işlerimiz için cuma akşamına kadar buralarda olamıcaz, bizim evden büyükelçilik İstanbul-Antalya arası kadar var. “Bloglar İhtiyar Heyeti” Akademiye sahip çıkacaktır. Biz yokken küçükler büyükleri üzmesin
Muhabbetle, Sahibine emanet…
Yorum�Yorumlar yazan: akademim — Temmuz 24, 2007 @ 9:42 pm